şeylerin şekli

Ne yalan söyleyeyim, hayatımın hiç bir döneminde tiyatro sever biri olmadım. Birkaç kez arkadaşlarımın itelemesiyle gitmişliğim olsa da, büyülenerek geri dönmedim. Ta ki düne kadar! Haftalarca kapalı gişe oynayan bir oyun için yaklaşık 6 ay süresince bilet kovalayan ve çareyi tüm şirket adına 60 adet bilet satın almakta bulan bir tanıdık sayesinde izleme fırsatı buldum “Şeylerin Şekli“ni.  ABD’li yazar ve sinema yönetmeni Neil LaBute‘un 2001 yılında yazdığı tiyatro oyununun (The Shape of Things) Türkçe uyarlaması olan “Şeylerin Şekli”, benim gibi tiyatro sevmez bir insanı bile büyülemiş şahane bir oyun.

seylerinsekli

Mehmet Ergen yönetimiyle sahnelen oyun, öyle klasik bir çalışma değil kesinlikle. 2 saat boyunca oturup sahneyi izlemektense, 3 aşamada tüm oyuncularla birlikte mekan değiştirerek ilerlediğiniz, öyle ki her an kendinizi oyunun içinde buluverecekmişsiniz hissi veren, kendinizi izleyicinin ötesinde senaryonun neredeyse bir parçasıymış gibi algıladığınız bir oyun bu. İnteraktif diyesim geliyor ama hayır, herhangi bir iletişim ya da bağ kurmuyorsunuz oyuncularla. Yine de inanılmaz bir “içindelik” katıyor size her anında.

671

Oyunculara gelince; Esra Bezen Bilgin, Deniz Celiloğlu, Bartu Küçükçağlayan ve Evren Kardeş’ten oluşan ekip inanılmaz bir performans sergiliyor. Özellikle Adam rolündeki Bartu Küçükçağlayan’ın perfomansı ayakta alkışlanacak cinstendi. Canlandırdığı karekteri, hem tonlamasıyla hem mimikleriyle inanılmaz bir başarıyla yaşattı. Kendisini BinBir Gece’deki Gani rolüyle anımsayabilirsiniz, ama o rol ile bunu karşılaştırmaya dahi tenezzül etmem :)

etkinlik-tiyatro-seylerin-sekli-212x266

Oyunla ilgili detayları yazmak istemiyorum. Ben de gidip izlemeden önce hiçbir ön araştırma yapmadan gittim ve iyi ki öyle yaptım. Aşamaları (ne zaman ne olacak) bilip de gitseydim, bu denli zevk almazdım kesinlikle! Sadece şunu ekleyebilirim sanırım:

“Sanat yapın, tamam, ama asıl dünyayı değiştirmeye çalışın.” Böyle demişti sanat hocam. Ben de o günden beri neyi değiştirlebilirim diye düşündüm; ve buldum..

Sanat adına ne kadar ileri gidilebilir? Sınırı nedir?
Ya aşk adına.. neler feda edilebilir?

İmkanınız olursa kaçırmayın, mutlaka gidip izleyin oyunu! :)

1 yorum |Etiketler: , , , , , , , , ,
seperator

bir ihmal hikayesi

Şu son dönemde hayatım belirli kişileri, belirli şeyleri ihmal etmekle geçiyor sanırım. Bunu bir kısmınıza hali hazırda çemkirmiş olduğum nedenlere bağlayabilirim ancak konumuz o değil. Bir dönem haftada birkaç yazı yazarken, Google Analytics raporumun da yüzüme vurmuş olduğu üzere, blogumu ihmal etmeye başladım. Zamansızlık bir yana bunun çok daha önemli bir etkeni olduğunu farketmiş bulunuyorum. Ne kadar bayılarak kullanıyor olsam da browserıma itina ile yerleştirmiş olduğum Share on FF butonu, blogumun en belalı düşmanıdır. Internette rastladığım her nevi güzel içeriği paylaşmak arzusuyla mütemadiyen tıklıyorum kendisine. Tabi bilhassa FF üzerinden de benzer içerikleri takibe daldığımdan, kafamda kurguladığım “şunu yazıcam” dediğim herşeyi öteler oldum.

Benzer sıkıntıyı çeken var mı? Microblogging, blog yazmayı öldürüyor mu yoksa? (Lütfen içime su serpiniz)

3 yorum |Etiketler: , ,
seperator

Yavaşlık

Milan Kundera’nın çok sevdiğim bir kitabı var; “Yavaşlık”. Bundan yıllar önce çok sevdiğim bir arkadaşımın önermesi ile okumuş ve başucu kitaplarımdan biri olarak kabul etmiştim. Zaman zaman hala açar, şöyle bir karıştırırım.

Kitabın bir yerinde şöyle yazar:

(…) Yavaşlığın keyfi neden yitip gitti böyle?

Son günlerde aklımda sürekli bu cümle var. Herşeyin neredeyse ışık hızında akıp gittiği bu günlerde yavaşlık, çaresizce özlediğimiz ama bir türlü kavuşamadığımız uzaklardaki sevgili gibi. Kavuşamadıkça daha da değerleniyor. Bir zamanlar birlikte geçirilen uçarı ve aylak günler özleniyor.

Şu satırları yazabilmek için masamda üst üste biriken işleri bir kaç dakikalığına da olsa görmezden geliyorum. 24 saatin hiçbir şeye yetmediği bir tuhaf dönemdeyim. Yapılacak iş çok ama zaman kısıtlı. Hepimizin benzer sıkıntıları yaşadığını, o yorgun bakan gözlerden anlayabiliyorum. Oysa ki (belki de) tek istediğimiz sakince, ne fiziksel ne de zihinsel koşuşturma yaşamaksızın birşeyler yapabilmek.

2 yorum |Etiketler: , ,
seperator

Blog Ödülleri Hürriyet IK’da!

Pazar günlerini genelde HİÇ sevmem. Ama bugün bambaşka. Neden derseniz başlığa bir kez daha bakmanızı öneririm! :)
Blog Ödülleri‘ni geçen sene ilk kez düzenlediğimizde de yazılı basında haberimiz çıkmıştı evet ama tam bir yıl sonra Hürriyet Gazetesi IK ekinde tam sayfa çıkacaksınız deselerdi, inanmazdık sanırım.

hurriyetik

Geçtiğimiz hafta Hürriyet IK muhabirlerinden sevgili Zeynep Mengi evimize konuk olduğunda, ne yalan söyleyeyim çok heyecanlandık. Öyle ki; Zeynep önceden hazırladığı sorularını bize yöneltmeye başladığında ilk birkaç soru heyecanımıza yenildik, sesimiz titredi (kayıt cihazı alenen şahidimizdir!)  ancak sonrasında toparlayıp 10 kaplan gücünde cevaplar verdik. Elimizden gelen en iyi şekilde hem blogküreyi hem de Blog Ödülleri’ni anlatmaya çalıştık. Ve bugün, sabahın kör vakti koşup aldığımız gazeteyi açıp kendimizi 3. sayfada gördüğümüzde, röportajı yaparken yaşadığımızın belki de 10 katı heyecanlandık. En azından ben, yüzümdeki kocaman gülümseme ile haberi arka arkaya kaç kez okudum kimbilir.  Bu esnada arkadaşlarımdan gelen smsler, arayıp mutluluğuma ortak olanlar, hepsi bin kat arttırdı sevincimi.

Bu mutluluğu yaşamama vesile olan herkese, öncelikle ekibime (hepinizi çok seviyorum!) sonrasında bütün iyi niyetiyle bizlere destek olan tüm blog yazarlarına ve sevgili Zeynep’e teşekkür ediyorum. Aranızda ben bugün Hürriyet gazetesi almadım diyen varsa öncelikle teessüf ederim, sonrasında haber linkini paylaşırım :)

Evet, şimdi sırada gazeteyi koyup saklayacağım bir adet dosya bulmakta!

8 yorum |Etiketler: , , , ,
seperator

bir playstation hissiyatı ve yeni sevgilim

Malumunuz çok kısa bir süre önce PS3 edindik. Eray‘ın heyecan içinde ödemeyi yapışı, ürün kutusunu bağrına basıp eve getirişi, itinayla kuruşu ve sonrasında kendimi üzerime kuma gelmiş gibi hissetmem daha dün gibi. Bu hissiyat ile bir süredir cihaza pis pis bakıp durdum. Hatta eve gelen her misafirin ciğerci dükkanı önündeki kedi misali yalanarak oyun sırası beklemesine sinirlendim, kendimi odalara kapadım, küstüm (yok artık!)

Şaka bir yana, gerçekten de o joysticki elime herhalde ya bir ya da iki kere aldım. Zaten Blog Ödülleri koşturmacası içinde kafayı kaşımaya da pek vakit kalmadığı için, bırakın beni Eray bile bu son derece hevesle aldığı ürünün tadını çıkaramadı henüz. Lakin bu bendeki PS3 soğukluğunun tek müsebbibi Eray’dır. Neden mi? Çünkü oyun konsolunu satın aldığı gün edindiği iki oyundan biri Street Fighter diğeri de Assasin’s Creed oldu! (Aranızdan yükselen o “aaa Street Fighter 10 numaradır, Assassin’s Creed bombadır” seslerini alenen mute ediyorum bilesiniz) Arkadaşım, ben ki Diablo 2 oynamış bir neslin evladıyım, ben ki Age of Empires‘ta rakip tanımam, ben ki Red Alert‘te ezer geçerim, konu Street Fighter ve Assassin’s Creed oldu mu yüzünü bozuk yumurta kokusu almışçasına büzüştüren bir insanım. (Evet ne var?)

Yanıbaşımdaki PS3 ile uzaklığımız bu seyirde devam ederken, dün akşam sevgili Mert-Ayşen Alemdar çiftinin daveti ile evlerine misafir olduk. Eray PS3′ü ne kadar çok seviyorsa , onu 10 ile çarpın, bakın size Mert Alemdar! Haliyle gecenin ilerleyen dakikalarında tvnin başına toplanmak suretiyle oyunlara bakınmaya başladık. İşte hayatımın aşkıyla bu vesile ile tanıştım!

sackboy

Bu dünyalar tatlısı yaratık Little Big Planet isimli oyunun ana karakteri Sackboy. Oyun içinde gezebileceğiniz farklı dünyalarda, takım arkadaşları ile oradan oraya savrulurken, hoplayıp zıplarken, yüzünü şekilden şekile sokarken görebilirsiniz onu. Sırf Sackboy’u izlemek için bile oynayabilirim bu oyunu ki Little Big Planet başlı başına keyifli bir oyun aslında. Şimdi istiyorum ki Sackboy’un türlü ürünlerinden, oyuncaklarından edineyim evimde çantamda sürekli yanımda olsun. Aranızda beni bu konuda yönlendirecekler varsa lütfen yorum bıraksın :)

sackboy-2

Sackboy! Seviyorum seni be! :D

43 yorum |Etiketler: , , , , , , , ,
seperator

Dünya Saati eylemine katılıyor musunuz?

Kendimi bildim bileli karanlıktan korkmuşumdur. Tuhaftır ki aynı zamanda tüm ışıkları söndürüp, sadece mum ışığında oturmaktan (yanımda biri olması şartıyla) son derece keyif alırım. Mum sevgim yakın çevrem tarafından çok iyi bilindiği için, tarafıma gelen hediyelerin önemli bir bölümünü mumlar oluşturur. Her defasında da çocuklar gibi sevinir, hiç acımadan hemen yakıveririm. (Kıssadan hisse: Bana mum hediye edebilirsiniz :)

Yarın akşam da benzer şekilde tüm mumları yakıp, karanlıkta bir saat geçirmeyi planlıyorum. Lakin bu defa farklı bir amaca hizmet etmek için: Dünya Saati eylemine katılacağım!

earth-hour

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) önderliğinde ilk kez Mart 2007′de düzenlenen “Dünya Saati” (Earth Hour) eylemi, bu yıl 28 Mart’ta (yarın) saat 20.30-21.30 saatleri arasında bir kez daha gerçekleşecek. Küresel ısınmaya dikkat çekmek için düzenlenen eyleme bu yıl tüm dünya genelinde bir milyar kişinin katılması bekleniyor.

Eyleme destek olmak için ışıklarınızı kapatıp, saadece bir saatliğine elektrik kullanımınızı minimum düzeye çekebilirsiniz. Ayrıca dilerseniz mum ışığında çekilmiş fotoğraflarınızı flickr grubuna katılarak paylaşabilir, videolarınız varsa youtube platformuna ekleyebilir ya da eylem ile ilgili fikirlerinizi #earthhour tagi ile twitleyebilirsiniz

Peki siz Dünya Saati eylemine katılıyor musunuz?

23 yorum |Etiketler: , , , , , , ,
seperator

2009 Blog Ödülleri ve sahne arkası

Bildiğiniz gibi bu yıl Blog Ödülleri‘ni ikinci kez düzenliyoruz.  Daha önce çalıştığım fuar şirketinden de çok iyi biliyorum ki, herhangi bir organizasyonu hayata geçirmek bu dünyadaki en zorlu işlerden biri. Çoğu zaman da son derece kolay bir işmiş muamelesi görmesi de cabası. Düşünün ki en basitinden sadece doğumgününüz için bir toplaşma ayarlarken bile onlarca telefon açıyor ve uğraşıyorsunuz :)

Şimdi burada karşılaştığımız zorlukları, uykusuz gecelerimizi, tüm diğer görevlerimizin arasında vakit yaratma çabamızı anlatmayacağım. Çünkü bu organizasyonun güzel ve olumlu yanlarından bahsetmek istiyorum.

Blog Ödülleri fikri Eray‘ın aklına geldiği ilk günden bu yana, heyecanımız artarak büyüyor. Neticede bizler kurumsal kimlikte insanlar değiliz. Bizzat bu sosyal medyanın parçası olan blog yazarlarıyız. Belki de elimizden gelenin en iyisini yapma çabamızın arkasında da bu var: Bir noktada kendimiz için de birşeyler yapıyor durumundayız. İstiyoruz ki her geçen gün, bu ufak ama güçlü topluluğa yeni bireyler eklensin, paylaşımlar artsın, insanlar fikir ve düşüncelerini iletmek istedikleri kitleye ulaştırsın, kaliteli içerik üretilsin ve herşeyden önemlisi bloglar, gazetelerde okuduğumuz köşe yazarlarından çok da farklı olmayan yeni bir iletişim kapısı olarak görülsün.

Yarışmayı geçen yıl ilk defa düzenlediğimizde, Microsoft‘un sponsorluk desteği ile oldukça önemli ve çok güzel bir etkileşim yakaladık. 2009 Blog Ödülleri’nde bu etkileşimi çok daha kuvvetli hissediyoruz zira geçen yılki desteğini sürdüren Microsoft‘un yanısıra aralarında Peugeot, Ülker, ntvmsnbc, Project House‘un da bulunduğu önemli isimler, bence son derece cesur davranarak sosyal medyanın bu önemli etkinliğinde yanımızda yer alıyorlar. Önümüzdeki günlerde açıklayacağımız (biraz heyecanlandıralım sizi :) her biri alanında son derece etkin diğer markalar da aynı şekilde Türk blogküresine kucak açmış durumda. Blog yazmanın ciddiyetini kavrayan ve destek olan bu markalar, bloggerlar olarak çok önemli birşeyi başarmaya başladığımız kanıtlıyor bizlere: “Sesimizi ve gücümüzü duyurmak.” Bunun altını kırmızı kalem ile çiziyorum :)

Bu vesile ile Microsoft, Peugeot, ntvmsnbc, Ülker ve Project House‘a bir kez daha teşekkür ediyorum. Sadece sponsor oldukları için değil, organizasyonumuza destek olmak için ellerinden geleni yaparak ellerini taşın altına sokabildikleri için. Ayrıca tıpkı geçen sene olduğu bu sene de bizi yalnız bırakmayan medya sponsorlarımız kurumsalhaberler.com, Mediacat, FikriMühim ile aramıza bu sene katılan Bloxoo, Log, mackolik.com ve sinema.com‘a da verdikleri destekten ötürü teşekkür ederiz.

Ve son olarak Marjinal Porter Novelli ekibine, bizimle beraber yürüdükleri ve  ailemizin bir parçası oldukları için ne kadar teşekkür etsek de az!

Bu arada kimi platformlarda takip ediyorum, yarışmanın isminin de etkisi vardır belki ama herkes “Hani ödüller?”, “Sponsorlar ne hediye verecek?”, “Peugeot araba mı hediye edecek?” gibi/vb soruların derdinde. Hiç hediyemiz olmayacak diyip, ödüllendirilmeyi eline alacağı maddi değere sahip bir cisimle bağdaştıranları üzmek istemiyorum. Belli ölçülerde hediyelerimiz elbette ki olacak :)

14 yorum |Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,
seperator

Web Günleri başlıyor!

İnternet ile ilk tanıştığım yıllar gelince aklıma aradan bunca zaman geçmiş olduğunu görmek epey şaşırtıcı geliyor. Lakin zamanın ne denli hızlı geçtiğini anlatacak değilim şimdi. Türkiye’de internet 12 Nisan’da tam 16. yılını dolduruyor. Bu vesile ile Yıldız Teknik Üniversitesi Bilişim Kulübü “Web Günleri” adı altında bir etkinlik düzenliyor. 25-26 Mart tarihlerinde düzenlenecek etkilinlikte internet toplulukları, projelerde yazılım ve güvenlik süreçleri, internet girişimciliği, sanal günlükler ve e-dergi gibi çeşitli konular oturumlar gerçekleşecek.

Etkinlik programı ise şöyle:

25 Mart Çarşamba

10:15 Açılış

10:30-12:00 Online toplulukların hayatımıza etkisi
Panel yöneticisi: Mehmet Cihangir (Web Girişim)
Şekip Can Gökalp (Netlog Türkiye Direktörü)
Erhan Erdoğan (Sevenload Türkiye Evangelisti)
Sinan Ata (StudentSN Türkiye Direktörü)
Volkan Biçer (Ortakantin Kurucu Ortağı)

13:00-14:30 Web girişimlerinde yazılım süreci ve güvenlik
Ersan Bilik (Codart Genel Müdürü)

15:00-16:30 Bilişimde dergiciliğin önemi ve e-dergi
Hakkı Alkan (shiftDelete.net Site Kurucusu)
Ecevit Bıktım (shiftDelete.net Genel Yayın Yönetmeni)
Cem Sünbül (shiftDelete.net Haber Müdürü)

26 Mart Perşembe

12:30-14:00 İnternet projeleri nasıl ortaya çıkıyor? (etohum)

Onur Çakır (cvyolla.com)
Metin Kahraman, Harun Pekşen (ideshot.com)
Sadık Kocabaşa (sunumax.com)

14:15-15:30 Blog namı diğer sanal günlük (Panel)
Panel Yöneticisi: Eray Endeş (NTV – Blog Ödülleri)
Arda Kutsal (Crenvo – Blograzzi & Webrazzi Kurucusu)
Mert Erkal (Problogger)
M. Serdar Kuzuloğlu (mserdark.com – Radikal Gazetesi Yazarı)
Ersan Özer (uzman.tv)
Devletşah Özcan (devletsah.com)

16:00 Stand-up gösterisi
Umut Kantoğlu

17:30 Microsoft kapanış kokteyli

Etkinlik hakkında daha fazla bilgi için http://webgunleri.spaces.live.com adresini ve facebook grubunu ziyaret edebilirsiniz.

1 yorum |Etiketler: , , , , , , , ,
seperator

blog yazmak tam zamanlı (riskli) bir iştir!

2009 yılı kriz şartları nedeniyle herkes için bir hayli zor geçiyor. aramızda işini kaybedenler oldu. bazılarımız yarım maaş ödeyeceğiz diyen yönetimlere hayır diyemedik. büyük bir çoğunluğumuz ise mutsuz olduğumuz işlerde çalışmaya devam ediyor. risk almaya çekiniyoruz; özellikle de işinden mutsuz olmasına rağmen çalışmak mecburiyetinde olanlarımızdan bahsediyorum.

böyle iç karartıcı bir giriş yapmak istemezdim. ancak durumun vehametine karşın cesurca hareket edip, “ben sevdiğim-ilgi duyduğum şeyi yapacağım” diyen birinden bahsetmek istiyorum. daha önce de benzer bir yaklaşımla tam zamanlı işinden ayrılıp, parasını içerik oluşturarak – diğer adıyla blog yazarak – kazananların haberlerini aldık, yaptıkları işlere imrendik, saygı duyduk. en azından ben ilham alıyorum bu duruştan. kendim henüz cesaret edememiş olsam da :)

sizlere deniz akay‘dan bahsetmek istiyorum. hayatımdaki en önemli insanlardan birini bana kazandırmış olduğu için çok değerlidir nazarımda. üniversite yıllarında o marmara üniversitesi’nden okurken tanıştık, aradan geçen yıllarda almanya’ya gidip geldi ve mezuniyetinden sonra finansbank, dışbank gibi şirketlerde iş analisti olarak çalıştı. sonra bir gün mevcut iş şartlarına daha fazla dayanamayarak son derece kritik bir kararla işinden istifa etti. üstelik de krizin türkiye’ye teğet geçmediği, ciddi sıkıntıların hissedildiği 2009 yılına denk geldi bu istifa. ancak öyle amaçsız, hedefsiz bir istifa olmadı onunki. şu an vaktinin önemli bir kısmını www.tuketicifinansman.net, www.kanseritedaviet.com ve www.imessengr.com adreslerinde içerik geliştirmeye harcıyor.

tüketicifinansman.net, finansal ürünler konusunda tüketiciyi bilinçlendirmeye yönelik önemli bilgiler aktaran bir site. kredi kartları, krediler, kanunlar, mortgage, sigorta ve leasing alanındaki yazılar, bankalar ve tüketici finansmanı şirketlerinin sundukları ürünleri, promosyon ve kampanyaları inceleyerek yaşanabilecek olası sorunları minimize etmenizi sağlamaya çalışıyor. ülkemizdeki kredi kartı mağdurlarının sayısını düşünce bence son derece yararlı bir servis sağlıyorlar diyebilirim.

www.kanseritedaviet.com ise, özellikle çalıştığım şirket nedeniyle epeyce yaklaşmış olduğum sağlık sektörünün en önemli başlıklarından biri olan kanser tedavisi konusunda uluslararası otoritelerin çalışmalarına yer vererek bilgi paylaşımında bulunuyor. meme kanseri, akciğer kanseri, prostat kanseri, rahim ağzı kanseri gibi kanserin çeşitli şekilleri ile kemoterapi ve benzeri tedavi süreçleri hakkında, aralarında the new england journal of medicine, american association of cancer research, american society of clinical oncology gibi son derece önemli birlik/dergilerin de bulunduğu kaynaklardan birebir çeviri yazılarının yer aldığı site, kanser hastası pek çok insan için son derece bilgilendirici bir içeriğe sahip. bunun özellikle altını çizmek istiyorum; türkiye’de bu denli bilgi içeren bir başka internet sitesi yok (varsa da ben bilmiyorum). bu nedenle deniz ve arkadaşlarının oluşturduğu bu içeriğin çok kıymetli olduğu düşüncesindeyim.

mutlu olmadığı bir işte ömür tüketmek yerine, insanlara faydalı olacak siteler kurup, blog yazarak, içerik geliştirerek ve bunu tam zamanlı bir iş disipliniyle yaparak yoluna devam etme çabasında olduğu için deniz’i bir kez daha tebrik ediyorum. umuyorum ki emeğinin karşılığını da alarak,  bu sitelerde yazılar yazmaya ve bilgi paylaşımında bulunmaya devam eder.

1 yorum |Etiketler: , , , , , ,
seperator

dr murad serüvenim devam ediyor

bugün devletşah ile konuşurken farkına vardım, geçen cuma gününden bu yana aksatmadan kullanıyorum dr murad ürünlerini. keşke daha önceden aklıma gelseydi de bir “öncesi” ve “sonrası” fotoğrafı çekseydim diyorum şimdi. aslında bir haftası dolmadan bu yazıyı yazmamayı düşünüyordum ama aranızda benim gibi akne sıkıntısı çekenler olduğunu bildiğimden ötürü bir an önce paylaşmak istedim. benim şu kısacık sürede aldığım sonuç inanılmaz. geçen şuncacık zaman içinde yüzümde beliren herhangi yeni bir sivilce yok. var olanların da çoğu yok oldu, ya da olmak üzereler. temizleme jeli ve nemlendirici bir harika, yalnız arada tonik kullanmamayı tercih ediyorum. çok gerekli gelmiyor sanırım ondan, yoksa olumsuz bir etkisi olmadı yüzümde. özellikle bahsetmek istediğim ise sabah evden çıkmadan önce sürdüğüm kapatıcı stick. bir kere etkisi tüm gün sürüyor, gün içerisinde yenileme ihtiyacı kesinlikle duymuyorum. ayrıca sivilceleri kurttuğu da bir gerçek.

nihayetinde verdiğim paraya değdi mi diye soracak olursanız; evet değdi! aynı sıkıntıyı yaşayan herkese de tavsiye ederim :)

Henüz yorum yok |Etiketler: , ,
seperator