malumunuz son bir kaç zamandır derinden dellenmiş bir insan olarak kendimi istanbul sınırları dışına atmam gerekiyordu. eloy bey de bu denli aksi bir sevgili sahibi olmaktan yorulmuş olsa gerek güzel bir haftasonu planı yaptı bize. istanbuldan yola çıkan bendeniz hava sıcaklığının gölgede 35 dereceyi bulduğu bir cumartesi sabahı soluğu izmitte buldum – ya da bulamadım burayı geçelim. ilk durağımız bilmediğimiz sokakları aşmak suretiyle ulaşmayı başardığımız Butik Hotel Maşukiye oldu. Cehennem sıcağına arabayı parkedecek bir gölge yer bulamayıp güneşin altına park ettikten sonra, otelin bahçesine giriş yaptık. ( bkz: otelin bahçesi)
hotel maşukiye 3 katlı bir villa aslında. toplam 10 tane odanın bulunduğu otelin sahibi yalçın karabacak son derece ilgili ve sıcak kanlı bir ev sahibi. içeri girmemizle beraber elimize tutuşturduğu “çevrede gezilebilecek yerler” krokisinden tutun bilgisayar ve internet üzerine söylemleri ile hem benim hem de eloy beyin sempatisini kazanmış bir kişidir.
(bkz: yalçın amca)
sevgilisi ile istanbuldan kaçıp güzel bir haftasonu geçirmek isteyenlere hotel maşukiyeyi tavsiye ediyorum. daha fazla resim ve bilgi için otelin websitesi www.hotelmasukiye.com
odamıza yerleştikten ve bahçeyi gezip dolaştıktan sonra yine cehennem sıcağında çıkıp yemek yeme kararı alarak kendimizi vadi restoran’da bulduk. yemek ve servis konusunda çok başarılı değiller ancak ortam gidip görülesiydi. gündüz sıcağından kaçmak için kesinlikle iyi bir tercihti zira restoran ormanlık bir alan içerisinde. gel gelelim pek bir heyecanla sipariş ettiğimiz alabalık ufacık bir tabakta geldi ve pek de hoşumuza gitmedi. balığımızı masamızın yanıbaşında dolanan bir köpekle paylaşmak ve bence gereksiz abartılmış bir hesap ödemek suretiyle otelimizin yolunu tuttuk. yalçın bey amca ile internet üzerine bilgi alışverişinde bulunan eloy bey’in aksine ben bahçede gördüğüm kedilerin peşine düştüm. dünya tatlısı tekir bir yavru vardı lakin yakınına yaklaşamadığım gibi onun da benim yakınıma gelmesi konusunda pek başarılı olmadım. zaten saat de geç olmuştu ve biz iki obur çoktan acıktığımız için yeni rotamıza doğru arabaya binip sık çalılıklar arasında kaybolduk. evet. kaybolduk. akşam karanlığında yine hiç bilmediğimiz yollarda ilerlerken yavaş yavaş köy merkezinden de uzaklaşıp dağ yoluna girdiğimizde ben şahsen bizzat kendim çok fena tırsmış bir vaziyette yan gözle eloy bey’i süzüyordum. zira kendisinde de tırsak bir mod sezinlemem halinde geri dönelim diye baskı yapacaktım. ama olmadı. kendisi araba kullanırken biraz hırslıdır. dağ bayır çıkıp ormanın derinliklerinde bir de bilmemneköy mezarlığını geçince (ve gideceğimiz yeri hala bulamadığımızdan mütevellit) korkumu iyiden iyiye dile getirdim. tüm bu süre zarfında tahmini 6 km yol yaptık ve en nihayetinde varacağımız yere vardığımızda saat 9 olmuştu.
istanbuldere alabalık evi isimli yere gelmemizle beraber onca yolu tepmiş olduğumuza sevindim. çünkü gecenin o vaktinde bile muazzam güzellikte bir yerdi burası. orada bulunan insan sayısını görünce oldukça beğenilen bir yer olduğunu anladık ve eloy bey de iyi ki gelmişiz türevi bir ifade ile baktı bana. iki (ya da 3 – tam emin değilim) dağın arasında kalan bu restoranda inanılmaz uygun fiyatlara çok güzel lezzetler bulmak mümkün. alkol kısıtlamasının olmaması da cabası (bu rotada bir çok tesisin menüsünde alkol kesinlikle yok!) ortamın güzelliği, yemeklerin lezzeti ve çalışanların mükemmel servisi ile istanbuldere alabalık evi bir kez daha gidip görülecek yerler listemizde neredeyse ilk sırayı aldı. www.istanbuldere.net adresinde resim görme şansınız var. yolunuz sapanca tarafına düşerse bu tesise mutlaka gidin! yolunuz sapancaya düşerse kesinlikle gitmemenizi tavsiye edeceğim yer ise baççe kafe restoran. 2 maden suyuna 8 ytl alan bir garip işletme orası..

