İstanbul Beyefendisi diye bir ifade vardır, bilir misiniz? Hani şu adab-ı muaşeretten nasibini almış kimselerden bahsediyorum. Bilemediniz mi? Duyamadım? Ha anladım, artık onlardan kalmadı diyorsunuz. Doğrudur. Ben de özellikle bakınıyorum etrafıma, soyu tükenmiş hayvanlar gibiler. Hayvan dediysem yanlış anlamayın, mecazi anlamda konuşuyorum. Hoş, bu tür beylere (İstanbul Hanımefendisi ayrı bir başlıkta incelenecektir) rastlamak neredeyse mümkün olmadığından, türünün son örnekleri ile hasbel kader karşılaşınca UFO görmüş köylü misali bir acaip kalakalıyoruz.
İşin espirisi bir yana ben hakikaten de çok merak ediyorum, erkekler neden bu kadar yitirdi centilmenliklerini. Kadının suratına karşı esneyen (ıyy), göğsüne kadar açık düğmeli gömlekler giyen, küfürlü konuşmayı marifet sayan, kapı tutmak – öncelik vermek nedir bilmeyen onlarca (?) adam var. Üstelik eğitimli, üstelik belli bir gelir seviyesinde olmalarına rağmen?!?
Cool erkek sendromuna tutulmuş hödüklere sesleniyorum; siz gelin yine de beni dinleyin; centilmenlik daha fazla prim yapıyor nazarımızda!


17 yorum
Kesinlikle haklısın. Hayır o değil de kadınlarda yanlarında bulunan erkeklerin bu tür (küfür, hayvanlık vs) hareketlerinden hiç rahatsız olmuyorlar gibi.
Öyle bir toplumda yaşıyoruz ki, karısına el kaldıran adamlara yargı ceza olarak “her gün karına çiçek alacaksın” diyor. Çiçek almanın ceza olarak görüldüğü bir toplumda ne nezaketinden bahsediyoruz (:
Doğrudur, karımı böyle tavlamışımdır :)
Buna biraz da kadınlar neden oldu, bayana öncelik tanıdığınız bi yerde size ters bakışlarla “niyetin kötü” mesajı veriyor, insanın içinde kibarlık centilmenlik bırakmıyorlar, bi farklı versiyonuda “tabi yapıcaksın”cılık. Metro çıkışı hanım hanımcık sıfır beden bi bayan kendinden ağır çantayı taşımaya çalışıyor, bunu gören ben “isterseniz yardım ediyim metronun çıkışına kadar” diyorum, demem ve pişman olmam arasında sadece 1 saniye var.
Centilmenlik, yalakalıkla hödüklük arasındaki sınır çizgisinin adı sanırım. Popüler kültürde değişim oldukça bu çizginin de sabit kalmadığı, yer yer kaydığı kolayca tahmin edilebilir. Bir kadına (bayana değil) hesap ödetmek eskiden şık bir hareket olmazken şimdi onun iktisadi özgürlüğünü kabul etmek anlamında şık bir hareket olabilir. Fakat benzer bir şekilde, hiç gereği yokken tutulan bir kapı, verilen bir yol hala güzel bir jest olabiliyor. Yazıdaki surata esneme, yakası açık gömlek giyme örnekleri centilmenliğin değil de, başka bir konunun örnekleri olmuş ama sanırım.
Polemik makinesi gibi bugün FF maşallah.
Karşılıksız centilmenlik yapıp, karşılığında sade bir teşekkür bile edilmeyince, durum “tabi yapacaksın” a geliyor, Ahmet Karaca’ nın söylediği gibi. E bi yerden sonrada, “salak değilim” şeklinde düşünmeye başlıyosun. Ben de şunu sorayım, neden kadınlar yolda kendilerine yol verilmesi gerektiğini sanıyor? Örneklemek gerekirse, bir kaldırımda yürürken, erkek ile kadın karşılıklı geçecekleri zaman, kadın sanki tüm kaldırım onunmuş gibi istifini bozmadan yürümeye devam eder. Bu durumu çok yaşıyorum. İki elimde kocaman 2 poşette olsa, ille benden yol istiyorlar. Omuz atıp geçtiğim bile olmuştur sırf bu yüzden…
Burcum, 1946 iktidarı ile başlayan büyük göç nedeniyle İstanbul’a akan insan yığınları, büyük şehirde tutunabilmek telaşıyla, atadan dededen gelenleri çocuklarına aktaramadılar. Hızla da üredikleri için, görgüsüz, saygısız, mutsuz ve sevgisiz insan yığınları oluştu.Tam 4 kuşak kaybettik böylece. Her kuşağın kadınları ve erkekleri de adap bilmediği için yetiştirdikleri çocuklar da odun oldular.Kadın ya da erkek farketmiyor, toplu taşıma araçlarında bağıra çağıra konuşanlar, ağzını kapama zahmetine katlanmadan yüzüne aksıranlar, arsız arsız sakızını patlatanlar, yaşlılara saygı göstermek şöyle dursun neredeyse “geber moruk” şeklinde davrananlar işte hep bu eksik yetişen kuşaklardan çıkıyor. İstanbul Efendisi ve İstanbul Hanımefendisi olmak ise, neredeyse ayıplanır birer meziyet olarak tarih sayfalarına gömülmeye çalışılıyor. Sevgili Yalçın’ın bahsettiği gibi, sebepsiz yere bana kapı açma nezaketini gösteren birine rastlarsam yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşiyor inan. Hala umut var ve böyle evlatlar yetiştiren anneler var…
yalçın’ın dediğine katılıyorum; yazıdaki esneme ve gömlek örnekleri centilmenlikle çok ilişkilendirmemeli bana kalırsa. birine karşı ağzı açık esnemek olsa olsa kabalık olabilir ama centilmenlik değil. gömlek ise zaten biraz da moda olayı; seveni var sevmeyeni var. senin gönlünden geçen centilmek beklentini ise anlıyorum; ama günlük koşuşturmaca içinde bu tarz detayları önemseyemecek anlar olabiliyor. insanın o an içinden gelmesi lazım; her an her yerde olmuyor ne yazık ki. o zamanlarda ise bizi lütfen centilmenlik yoksunu kaba adamlar olarak nitelemeyin. ;)
Müge yazdıkların çok güzel. Herhangi bir şey eklemeye gerek yok.
Yalçın + 1.
“Centilmen” içinde “men” geçtiğinden sadece erkeklerden mi beklenmeli acaba? Pekiyi biz kadınların gittiğimiz yol nasıl bir yol acaba? Erkek öder düşüncesiyle hiç çantasına elini atmayan kadınlar kaba değiller mi? Erkeklerin dikkatini çekmek için 5 kg yağlarına aldırmadan göbeklerini aça aça gezen kadınlar kaba değiller mi? Yanındaki erkeğin her hareketini zaten “o”nun görevi olarak gören ve “teşekkür etme” nezaketini bile göstermeyen kadınlar kaba değiller mi? Yanındaki erkeğin isteklerini görmezden gelip,sadece kendi istekleri için birileriyle birlikte olan kadınlara ne demeli? Birlikte yaşadıkları için faturaları erkek üstlenir düşüncesiyle fatura yatırılınca ses çıkarmayan, fatura unutulunca olay çıkaranlara pekiyi? Tek taraflı görmeyelim. Kadın nasıl değişiyorsa erkek de ona göre değişiyor bence. Her iki taraf için de: Karşıdan centilmenlik beklerken ben ne kadar centilmenim sorusunun cevabını dürüst vermek lazım.
Kadın ve erkek sosyal dünyadaki rolleriyle birbirlerine çok yaklaştılar. Eski atanmış roller kentlerde kadınların daha fazla hakimiyet talebiyle değişiyor, ekonomi, sadece erkeklerin sürdürebileceğinden daha çetrefilli bir hale geliyor. Dolayısıyla kadın ve erkek aynı anda avlanıyor. Aslında centilmenlik belki zorlama bir benzetme olacak ama “avlanan erkeklerin arasındaki yazılı olmayan kurallardı”. Kadınlar da bu “delikanlı” tavırdan ve erkeksi romantizmden nemalanıyordu. Bugün örnek vermek gerekirse şehir trafiğinde en “bilinçli” agresif davrananlar kadınlar. Karşıdan karşıya geçen yayayı göründe hızlanıp üzerine sürecek olan, ya taksicidir -ki onlar ayrı bir kromozom yapısına sahip- ya da kadındır. Bu bile av sahasındaki psikolojilerine basit ama önemli bir örnek. Kadınların genlerine centilmenlik işlemediği için centilmen olamıyorlar, nazik, kibar, düşünceli ya da duygusal oluyorlar. Erkeklerse kadınların bu özelliklerinde cuvallayabiliyor ama özenirlerse centilmen oluyorlar. Ama artık o da bu karmaşık av sahasında ve…
kibar olmak, karsi cinse saygi gostermek insanlarin cok degerlendiridigi seyler olmaktan cikiyor. biz erkekler yozlasirken, kadinlarda bir o kadar yozlasiyor. insanlarin deger yargilari, olaylarin veya olgularin onem dereceleri degisiyor. sozum meclisten disari ama kabaligin, barzolugun deger gormesinin tek sebebi erkeklerin bu sekilde davranmasi degil bence. kadinlarda bu duruma canak tutuyorlar. onlar uzerinde hukumdarlik kurmak isteyen, onlara saygi duymayan, onlara deger vermeyen, herdaim kaba olan bu tiplere deger verilmesi, onlar ile arkadaslik, sevgililik vs turden iliskiler kurulmasi bu tip’lerin yaptiklarini surdurebilmelerine yol aciyor. ozetle erkekler kadar kadinlarda cok suclu bu durumdan dolayi…
Centilmenlik bir erkekte olması gereken bir niteliktir ancak bazıları o kadar abartıyor ki centilmen olacağım diye, birgün çat diye kırılacaklar ortadan ikiye… Herşey gibi fazla abartmamak lazım.
Birde şu var; Bir erkeği hanımefendiliginizle dövün, dövün ki; centilmen olsun. Zira o erkek, bugün centilmen degil ise, henüz dayak yemediğindendir.
Müge Cerman’ın yorumuna tamamen katılıyorum.
Bu tür insanlar*, İstanbul’a mahallecek taşındıkları için semtlerin bir bölümünü de parsellemeleri söz konusu. Ne hikmetse memleketlerine laf söyletmezler ama orada da yaşamak istemezler.