Kategori Arşivi: halet-i ruhiye

20 Ocak 2010
No ending

Tell me a story, Pew
What kind of story, child?
A story with a happy ending.
There’s no such thing in all the world.
As a happy ending?
As an ending.

11 Kasım 2009
Geçmişe özlem: pastoral bir yaklaşım

Sizleri bilmem ama ultra modern evlerden, dijital donanımlı odalardan ya da bilmem kaç katlı rezidanslardan oldum olası hoşlanmamışımdır.  Eskinin dokusunu, o dokunun kattığı yaşanılmışlığı sevenlerdenim. Bu nispeten pastoral yapım, geçmişe özlemim sanıyorum hem film tercihlerime hem de Eray’ın neredeyse nefret ettiği mobilya seçimlerime yansıyor. Ekseriyetle tek parça ahşap mobilyaları, beyaz kumaşları ve İngiliz tarzı çiçek [...]

09 Kasım 2009
Island in the sun

Pazar günü, havanın mevsim normallerinin çok çok üstünde seyretmesini fırsat bilip Burgazada’ya gidelim dedik. Haftanın yorgunluğunu çıkarmanın en iyi yolu tüm haftasonu evde pineklemektir diye düşünen bünyeme, bu günübirlik yolculuk ne kadar yanlış düşündüğümü kanıtladı adeta. Adaya varınca ilk işimiz, güneşin tadını çıkarabileceğimiz güzel bir köşe aramak oldu. İskelenin hemen solunda yer alan cafe-restoranlar arasında, [...]

28 Temmuz 2009
lately

Yenilik ve başlangıçlar insanı ne kadar heyecanlandırabilirse ben de o kadar heyecanlıyım şu sıralar. Birbiri ardına gelişecek çok fazla şey oluyor hayatımda, hangisine sevineyim hangisi ile ilgileneyim bilemiyorum. Tek bildiğim Pazartesi gününden itibaren müthiş bir koşturmaca içine gireceğim :)
Bu esnada son iki yıldır adam gibi tatile çıkamamış olmanın verdiği iç darlanması ile şunun hayalini de [...]

29 Mayıs 2009
bir ihmal hikayesi

Şu son dönemde hayatım belirli kişileri, belirli şeyleri ihmal etmekle geçiyor sanırım. Bunu bir kısmınıza hali hazırda çemkirmiş olduğum nedenlere bağlayabilirim ancak konumuz o değil. Bir dönem haftada birkaç yazı yazarken, Google Analytics raporumun da yüzüme vurmuş olduğu üzere, blogumu ihmal etmeye başladım. Zamansızlık bir yana bunun çok daha önemli bir etkeni olduğunu farketmiş bulunuyorum. [...]

07 Mayıs 2009
Yavaşlık

Milan Kundera’nın çok sevdiğim bir kitabı var; “Yavaşlık”. Bundan yıllar önce çok sevdiğim bir arkadaşımın önermesi ile okumuş ve başucu kitaplarımdan biri olarak kabul etmiştim. Zaman zaman hala açar, şöyle bir karıştırırım.
Kitabın bir yerinde şöyle yazar:

(…) Yavaşlığın keyfi neden yitip gitti böyle?
Son günlerde aklımda sürekli bu cümle var. Herşeyin neredeyse ışık hızında akıp gittiği [...]

19 Nisan 2009
Blog Ödülleri Hürriyet IK’da!–  haber servisi

Pazar günlerini genelde HİÇ sevmem. Ama bugün bambaşka. Neden derseniz başlığa bir kez daha bakmanızı öneririm! :)
Blog Ödülleri‘ni geçen sene ilk kez düzenlediğimizde de yazılı basında haberimiz çıkmıştı evet ama tam bir yıl sonra Hürriyet Gazetesi IK ekinde tam sayfa çıkacaksınız deselerdi, inanmazdık sanırım.

Geçtiğimiz hafta Hürriyet IK muhabirlerinden sevgili Zeynep Mengi evimize konuk olduğunda, ne [...]

29 Mart 2009
bir playstation hissiyatı ve yeni sevgilim

Malumunuz çok kısa bir süre önce PS3 edindik. Eray‘ın heyecan içinde ödemeyi yapışı, ürün kutusunu bağrına basıp eve getirişi, itinayla kuruşu ve sonrasında kendimi üzerime kuma gelmiş gibi hissetmem daha dün gibi. Bu hissiyat ile bir süredir cihaza pis pis bakıp durdum. Hatta eve gelen her misafirin ciğerci dükkanı önündeki kedi misali yalanarak oyun sırası [...]

04 Mart 2009
yesterday and tomorrow – how about today?

“we yearn for tomorrow and the progress that it represents. but yesterday was once tomorrow and where was the progress in it? or we yearn for yesterday, for what was or what might have been. but as we are yearning, the present is becoming the past, so the past is nothing but our yearning for [...]

03 Şubat 2009
ne zaman biter ilişki?

“Bir cafeye gittiğinizde biriniz bir tarafa, biriniz diğer tarafa bakıyor ve konuşmadan oturuyorsa eğer, o ilişkinin artık bittiğini kabullenmenin vakti gelmiştir.” dedi bana. o zaman aklıma ‘eternal sunshine of the spotless mind’dan bir sahne geldi. hani şu Joel’in hafızası silinirken anımsadığı, (sanıyorum) çin lokantasında yemek yedikleri sahne. hiç konuşmayan iki çift.. varla yok arası iyice [...]