Kategori Arşivi: içime dert olanlar

26 Haziran 2010
Tatil öncesi bikini sendromu

Ne yazık ki cidden var böyle birşey. Erkekler bilmez, ama biz kadınların en çileli işlerinden biri de tatil alışverişine çıkmaktır. Yıl boyunca beklenen, hayali kurulan deniz, kum ve güneş üçlüsüne nihayet kavuşacağınız günü iple çekerken, bir yandan da kara kara bulutlar kaplar içinizi – şair burada sadece “kadınlara” sesleniyor.. Zira tatil gelsin diye beklediğimiz dondurucu [...]

25 Haziran 2010
Bir dizi daha bitti gitti–  dizi/divx

Aşk-ı Memnu, yaklaşık iki senenin ardından dün gece veda bölümüyle evimizin salonundaydı. Veda bölümünün haftalarca dönüp duran fragmanı nedeniyle [terkedilmiş boş odalar ve evin bahçeden yapayalnız görünümü] ilgimin artmış olduğunu saklamayacağım sizden. Oysa ki sonu belli bir uyarlamaydı dizi. Sonunda ne olacağını bildiğimiz halde, sonunu nereye bağlayacaklarını bilmediğimiz Lost’u beklerlen bile heralde bu kadar heyecanlanmamıştım [...]

24 Haziran 2010
Türkiye’de “iyi” tek bir moda blogu yok – (muş)

Elle Dergisi’nin Haziran sayısında bir makale gözüme çarptı: “Nasıl dergici olunur?”
İki nedenle dikkatimi çekti yazı; birincisi kullanılan başlık (dergici olmak) ve ikincisi alt başlıkta geçen “blog’cu olmak” ifadesi. Dergicilik ve gazetecilik, uzun süredir literatürde olmasına rağmen dergici olmak kısmına takıldım biraz. Dergici olmak. Hmm.. Bu konuyu bir kenara koyalım. Fakat blog’cu olmak? İşte buna anlam [...]

03 Kasım 2009
Dünyanın en güzel ofisi neresi?

Bir çoğumuz haftanın en az beş günü, sıcacık evlerimizden çıkıp yollara düşüyor ve günümüzün neredeyse tamamını geçirdiğimiz ofislere doğru ilerliyoruz. Bundan seneler evvel, ekşi sözlüğün bir numaralı adamı SSG’nin Microsoft’ta çalıştığı, ve çalıştığı ofisin dillere pelesenk olan muazzamlığı üzerine konuşmalar yapıldığını anımsıyorum. Sene 2000 ya da 2001 olsa gerek. Microsoft’un Amerika merkez ofisini bilemiyorum ama [...]

10 Temmuz 2009
Centilmenlik üzerine

İstanbul Beyefendisi diye bir ifade vardır, bilir misiniz? Hani şu adab-ı muaşeretten nasibini almış kimselerden bahsediyorum. Bilemediniz mi? Duyamadım? Ha anladım, artık onlardan kalmadı diyorsunuz. Doğrudur. Ben de özellikle bakınıyorum etrafıma, soyu tükenmiş hayvanlar gibiler. Hayvan dediysem yanlış anlamayın, mecazi anlamda konuşuyorum. Hoş, bu tür beylere (İstanbul Hanımefendisi ayrı bir başlıkta incelenecektir) rastlamak neredeyse mümkün [...]

07 Temmuz 2009
Cenk Bravo alsın mı?

Şu hayatta insanı en çok telef eden şey kesinlikle kararsızlıktır. Hem kendinizi yersiniz, hem de çevrenizdekileri bitmek bilmeyen sorularınız ile boğarsınız. Son bir aydır benzer bir durumu ofis arkadaşım Cenk yaşıyor. “Araba almaya karar verdim” dedi, ama ne alacağına karar veremedi. Son bir aydır hem kendini hem bizi perişan etti :) Önerilerimiz de bir sonuç [...]

16 Ocak 2009
nereye gidiyor bu dünya?

Evden işe vapurla giden bir insanım. Vapur yolculukları insanın kendini dinlemesi, düşüncelerini toparlaması için ideal bir süre tanıyor. Ben de çoğu sabah bir yandan gazetemi okur diğer yandan da düşüncelere dalarım. Son zamanlarda kafamı meşgul eden konuların başında her gün gazetelerde okuduğumuz, okudukça tüylerimizi ürperten haberler var.
İnsanlığımızı ne zaman kaybettik biz?
Çalıştığım şirket, sektörün önde gelen [...]

11 Ocak 2009
blogunu ihmal eden dombilidir – taocudur!

şu canım blogu ihmal ediyorsun ya jolene hanım, ben sana daha ne diyeyim!..

19 Ekim 2008
Türkiye’nin en zenginleri: top 100

Bugün Radikal gazetesinin ekonomi sayfasında en zengin 100 Türk’ü sıralamışlar. Normalde ekonomi sayfasını takip eden biri değilim pek ama yazı ilgimi çekti ve okumaya başladım. Okudukça sinir bastı. Gazete en zengin 100 Türk’ü sıralamakla kalmamış, onların yaşam biçimleri hakkında da dudak uçuklatan detayları vermiş. 2008 itibariyle Türkiye’nin en zengin iki ailesi Koç ve Sabancı görünüyor. [...]

18 Ekim 2008
eşantiyon tadında hayat

evet başlığa bakıp ne diyor bu demeyin. itinayla tespit etmiş bulunuyorum ki sağdan soldan topladığımız saç kremi, şampuan, parfüm ya da yüz kremi gibi eşantiyon ürünler – ki bunlar ekseriyetle ya yüklü alışveriş neticesinde verilir ya da dergilerin içinden çıkar – her nasıl oluyorsa ürünün gidip parayla aldığımız asıl versiyonundan çok daha başarılı oluyor. başarılı [...]