Güncelleme: Ezgi 18 aylık

Bundan dört ay önce, Ezgi’nin bir gününü nasıl geçirdiğini yazdığımda 16. aylıktı oğlum. Önemli gelişmelerin neredeyse tamamının yaşandığı 12-18 aylık bu dönemi tamamlayalı iki ay olmuş bile. Evimizin hemen girişindeki duvara astığımız fotoğraf kolajındaki henüz bir aylıkken çektiğim fotoğrafına ne zaman baksam – ki sanırım her gün bakıyorum! – içimi bir hüzün kaplıyor. Bugünlere gelmiş olmaktan hem inanılmaz bir mutluluk hem de inanılmaz bir burukluk duyuyorum. Oğlum artık bir bebek değil, her gün yeni bir şeyle çıkıyor karşıma ve iletişimimiz her zamankinden çok daha güçlü ama işte .. o artık bir “bebek” değil :’)

Ezgi

Peki neler oluyor 18. ayda derseniz, bir önceki yazımdan farklı olarak konu başlıkları altında anlatacağım gelişmeleri. Bu arada lütfen aklınızda bulunsun; her bebeğin/çocuğun gelişim hızı ve yaptıkları birbirinden farklı. Bunu özellikle söylemek istedim çünkü ben çoğu zaman bu hataya düşüyorum ve oğlumu diğer çocuklarla kıyaslıyorum. İnanın bana hiçbir faydası olmuyor, zihninizi yormaktan başka.

Evet, hazırsanız başlıyoruz!

Fiziksel gelişim: Ezgi, doğduğu günden itibaren hiç ufak tefek bir bebek olmadı. Aslında doğum kilosu 3.575 kg ve boyu da 50.5 cm’di fakat büyüme sürecinde hem kilo hem de boyda %90 persentil üzerinde seyretti. Yürümeye başladıkları ay itibariyle – Ezgi 14. ayda yürüdü – boyları uzamaya devam etse de kilo alımları yavaşlamaya başladığından Ezgi’nin kilosu (13 kg) birkaç gram artı ve eksisi ile beraber son 4 aydır hiç değişmedi diyebilirim. Boyu ise 100 cm civarında. Şu an kilo bakımından %78 persentil ve boy bakımından da %97 persentil üzerinde görünüyor. Bu persentil değeri neyin nesidir merak ediyorsanız (bkz: persentil hesaplama)

Zihinsel gelişim: Zihinsel gelişimini destekleyelim düşüncesiyle çuval çuval para harcayarak en alengirli ve en afili oyuncakları aldık. Ezgi’yi çekmeceden aşırdığı tabak çanakla oynar bulduğumdaki hislerimi eminim birçoğunuz biliyor. Bu bücürler, özellikle 12-18 aylık dönemde etrafı iyiden iyiye kurcalamaya, yeni şeyler keşfetmeye o kadar meraklı ki aldığınız oyuncaklar – arabalar hariç!! – pek de bir anlam ifade etmeyebiliyor. Bu süreçte (daha doğrusu doğdukları andan itibaren) etraflarında sürekli konuşan ve yaptıklarını bir yandan anlatan kişilerin olması zihinsel gelişimlerine inanılmaz katkı sağlıyor. 18. ay itibariyle Ezgi, bizim ona söylediğimiz herşeyi anlar ve belli komutlara uyabilir duruma gelmişti. Ancak bazı çocukların aksine, birkaç kelime dışında sözel olarak kendini ifade edemiyor oluşu bir anne olarak beni en çok panikleten konuydu (nitekim hala da öyle). Baba, araba, düştü, gitti ve bal dışında kayda değer herhangi bir kelime kullanmıyor. Vücut dili ve işaretleriyle ise ne istediğini çok net ifade edebiliyor. Belki de bizim onun her dediğini bu şekilde anlayabiliyor oluşumuz, konuşmaya gerek duymamasına neden oluyor, pek emin değilim. Bu arada inatla anne demiyor oluşu da kayıtlara geçsin lütfen!

Uyku rutini/düzeni: Ezgi’yle ilgi en çok zorlandığınız şey neydi derseniz çok net uyku derim. Her ne kadar 4. aydan itibaren kendi odasında/kendi yatağında yatırmaya  alıştırmış ve Tracy Hogg ekolünü benimseyerek uyku öncesi ritüelini net bir şekilde kurmuş olsak da Ezgi, 16 ay boyunca geceleri birkaç kez uyanan (ve geri uyumaya ikna olmayan) ve sabahları da anormal derece erken (05:30) kalkan bir bebekti. 16. aydan sonra uykuyla ilgili önemli değişiklikler yaşamaya başladık. Kısaca uyku öncesi rutinimizden bahsedecek olursam; 19:00 gibi biten akşam yemeğinin ardından temposu düşük oyunlar oynamaya başlıyoruz. 19:30 banyo vakti. Banyodan sonra kendi seçtiği bir kitabı okuyoruz ve eş zamanlı 150 ml’lik sütünü içiyor. Emzikler hala hayatımızın önemli bir parçası ancak doktor tavsiyesi ile sadece uyurken veriyoruz, gün içinde kriz durumları dışında vermiyoruz. Uykuya hazırlık esnasında kullandığımız bir diğer şey de Sleep Sheep isimli bir kuzucuktu. {Bilmeyenler için bu kuzu, içinde bir ses cihazı bulunan ve anne karnında duyduklarına benzer dört farklı ses çıkartan bir oyuncak} Zaman içinde kuzucuktan çıkan seslere benim tahammülüm kalmamıştı, fakat bir yandan da özellikle akşam uykusu esnasında dışardan gelebilecek sesleri baskılayacak başka bir sese gerek olduğunu düşündüğümüzden alternatif olarak klasik müzik dinletmeye karar verdik. Bunun için Spotify harika bir kaynak, “Sleep baby sleep” veya “Claire de Lune” isimli playlistleri kesinlikle öneririm. Ezgi derin uykuya daldıktan sonra gidip sesini kıstığımız müzik gece boyunca çalmaya devam ediyor. Ve geldik en can alıcı noktaya; bu küçük adamı nasıl uyuttuğumuza. Tracy Hogg’un kaldır yatırı ve Ferber’in kontrollü ağlatma yöntemleri bizde hiç işe yaramadı. Sonunda farkettik ki Ezgi’yi yatağa koyup, biz de yatağın kenarına oturup elini tutarsak uykuya hızlıca dalıyor. Bir yaşından sonra uzun süre bu şekilde uyudu diyebilirim. 15-16. ay gibi el tutma işini rafa kaldırdık, yanında oturmaya devam ettik ama ten temasını kestik. Bir sonraki aşamada yatağın yanına değil de odanın onun göremeyeceği  bir noktasında oturmaya başladık, ağlarsa sakin bir sesle orada olduğumuzu söyledik. Bununla beraber başucundaki tabureye oturttuğumuz dev İkea köpeğini de söylemeden geçmemeyim. Köpeğin yanı başında olması kendini güvende hissetmesini sağladı sanki. Son birkaç gündür ise hem gündüz uykusunda hem de akşam uykusunda yatağına bırakıp odadan çıkmaya başladık.

Yemek düzeni: Katı gıdaya geçişle beraber farkettik ki bizim oğlan boğazına düşkün olacak. Bu konuda pek çok annenin epey dertli olduğunu biliyorum. O nedenle herhangi bir tavsiye verebilecek durumda değilim; yemeyince yemiyorlar çünkü. Günlük yemek düzenimiz 3 ana öğün ve 2 ara öğünden oluşuyor. Sabah kahvaltılarında her gün başka seçenek yaratmaya çalışıyoruz. Bir sabah ballı peynirli kahvaltı yediyse ertesi gün yumurta veya yulaf lapası yiyor. Yumurtayı çok sevmediği için menemen/omlet/yumurtalı ekmek şeklinde hazırlıyoruz kahvaltısını. Bu arada en büyük aşkı hala ekmek 🙂 Sofrada ekmek varsa resmen çıldırıyor, bu yüzden bazen saklamak zorunda kalıyoruz. Unutmadan; BLW kendi kendine yemek yiyebilmesinde bize büyük avantaj sağladı diyebilirim. Yiyecekler boğazında kalacak diye epey gerilmiştim ama kendi kendine yemekleri keşfetmesine iyi ki izin vermişiz diyorum bugün. Bir de eline ilk kez çatal ve kaşık verdiğimizde yerlerin (ve duvarların) insanı delirtecek şekilde kirlenmesini resmen sineye çekmiştim, onu da iyi ki yapmışım diyorum çünkü artık çatalı ve kaşığı farklı yemek gruplarına uygun şekilde kullanmayı biliyor. Özellikle dışarda yemek yerken baya rahat ediyoruz.

Oyun/Aktivite saatleri: Havanın uygun olduğu günler öğle uykusunu takiben parka gitmeye devam ediyoruz. İlk başlarda diğer çocuklara ve parktaki oyuncaklara hemen adapte olamadığını farketmiştim. Bu yüzden yaklaşık bir ay kadar önce oyun grubuna götürmeye başladım. Amacım özellikle başka çocuklarla aynı ortamda olmaya alışmasıydı. Bu yaş grubundaki çocukların birbirleri ile henüz oyun kuramayacaklarını öğrendiğimde azcık burulmuştum ancak birbirileri izleyerek kendilerini geliştirdiklerine de bizzat şahit oluyorum. Çok çocuklu kalabalık ailelerde bebeklerin pek çok konuda çok daha hızlı ilerleme kaydetmesi boşuna değilmiş demek ki 🙂 Anadolu Yakası’nda oturan annelere Iraz Toros’un oyun grubunu önererek noktalıyorum bugünkü DEV yazımı!

Ezgi

Yorumlar 1

Bir Cevap Yazın