My son’s 3 year update

Hello friends! How have you been? I had the most amazing weekend which I am going to tell you all about in a different post but for today I wanted to talk a little about motherhood side of me. Here is my son’s 3 year update! I hear you saying that he is almost 4 years old now but life with kids can be quite hectic sometimes, you know!

+++

Herkese merhaba! Nasılsınız bakalım? Ben harika bir hafta sonu geçirdim ve umuyorum ki her anını sizinle paylaşacağım ayrı bir yazı yazabileceğim fakat bugünki konumuz, bir süredir ihmal ettiğim yazılardan olan annelik üzerine. Ezgi’nin 3 yaş güncelleme yazısını nihayet yazmış bulunuyorum! Biliyorum, bazılarınız karşı çıkacak ve diyecek ki “Ezgi neredeyse 4 yaşında!” ama çocukla hayatın ne denli yoğun geçtiğini bilenleriniz vardır muhakkak!

Speech development

Over the last couple of months, I realized that Ezgi has gone through so many mental and physical changes. The most significant progress for me was Ezgi’s speech development which did not unfold until he was 2 and a half years old. I was so worried because for a long time (up until he was around 18 months old) we understood each other only by body language or with simple words. When he wanted water for instance, he either tried to imitate the word or imitate the drinking sound or simply point at the water. After a while he started saying certain words such as daddy, mommy, cars, etc. but it seemed like he was hesitating most of the time. I think it was around this time last year, he started to talk all of a sudden. When I watch back the videos from April 2017, I notice that he was able to string words in short phrases but his words were still sound like baby talk. And then he started nursery and that literally changed everything. It was the end of June and only in a few months he started talking in full sentences including tenses. I think it was all about being ready; he started to express himself more easily when he felt “ready”.

Ezgi outdoors 02

Konuşma gelişimi

Geçtiğimiz son birkaç ay içerisinde, Ezgi’nin zihinsel ve fiziksel gelişiminde pek çok değişiklik olduğunu söyleyebilirim. Bunlar içinde benim için en önemlisi, konuşma gelişimiydi. Çünkü Ezgi neredeyse 2.5 yaşına gelene dek bu alanda çok da büyük bir ilerleme kaydetmedi. Yaklaşık 18 aylık civarında iken ben yavaş yavaş endişelenmeye başlamıştım çünkü o aşamaya kadar aramızdaki iletişim vücut dili veya basit kelimelerle sınırlıydı. Diyelim ki su istediğinde, ya “su” kelimesini ya su içme sesini taklit etmeye çalışıyordu ya da dönüp suyun yerini işaret ediyordu. Bir süre sonra yavaş yavaş kelimeler belirmeye başladı (anne, baba, araba, vs) fakat tüm bunları söylerken de güvenli bölgesinde çıkmaya pek yanaşmıyor, genelde de tereddüt ediyordu. Sanırım geçtiğimiz sene bu zamanlar, Ezgi birdenbire konuşmaya başladı. O dönem çektiğim videolara baktığım zaman, konuşmasının hala bebek konuşması olduğunu çok net görebiliyorum. Geçtiğimiz Haziran sonu yuvaya başladığında, herşey inanılmaz bir hızla ilerledi. Sadece birkaç ay içerisinde cümleler halinde konuşmaya başladı (burada duygusal anlar yaşıyorum..) Herşeyin bir zamanı var dememişler boşuna, gerçekten de Ezgi kendini hazır hissettiği ana kadar beklemişti.

Potty training

This was another thing that I was so uncomfortable with. Ezgi was showing no signs of potty training readiness and to be honest I wasn’t sure if I was ready for it either. However most of his friends at the nursery already quit nappies. And then I thought to myself: “Will it be like his speech development?” And guess what; it was exactly the same! By the end the first term, we decided to give it a go. With all the excitement, I bought him packs of underwear with Lighting Mcqueen (his favourite) Spider Man and Batman figures on them. He started to have irregular visits to the toilet. After a bunch of tries (and fails), his teachers said he was not ready. And I was devastated.

Now that I think back, I dont understand the reason for my sadness. It was totally unnecessary. However I can see the motive behind my sadness and this is an absolute example of how the society effects our motherhood. That inner feeling which constantly says that you need to be perfect, in every aspect of your life and especially if you are raising a child. Because when your kid fails, you feel like that failure is yours. But it’s not! I know that it’s a topic that no one likes but it needs to be discussed. Because as a mother I know that I am not the only one, forcing my child into something that he is not ready or capable of?! And we all know that it’s not about the potty training or talking or whatever. It’s about everything we do. Because we don’t want to fail, we don’t want to be judged by society, we don’t want to be “that” mother louses up everything. And if I were to start it over all again, I would probably just relax and say “fuck you” to all the negative comments of others.

Ezgi indoors 01

Tuvalet eğitimi

Son derece gergin olduğum bir diğer konu da tuvalet eğitimiydi. Ezgi, hazır olduğuna dair hiç bir sinyal vermiyordu ve açıkçası ben de bu sürece hazır olup olmadığımdan pek de emin değildim. Fakat yuvadaki arkadaşlarının pek çoğu bezini çoktan bırakmıştı. O noktada şunu düşündüğümü çok iyi hatırlıyorum: “Acaba, konuşma sürecindeki gibi mi olacak bu iş de?” Ve elbette ki yanılmamıştım! Çünkü herşey aynı konuşma sürecindeki gibi olmuştu. İlk dönemin sonuna doğru, yuvadaki öğretmenleri ile koordineli bir şekilde tuvalet eğitimini başlattık. Hatta ben koşa koşa paketlerce kilot da aldım evladıma. Ve Ezgi çişini tuvalete yapmaya başladı, ancak herşey çok düzensizdi. Birkaç sefer daha deneyip çuvalladıktan sonra öğretmenleri henüz hazır olmadığını söylediler bana. Tabi ki yıkılmıştım..

Şimdi düşünüyorum da, ben neden bu denli üzülmüştüm bu işe? Ne kadar da gereksiz bir tepkiymiş verdiğim! Elbette işin gerisindeki motifi şimdi daha net görebiliyorum. Toplum baskısı.. Özellikle bir anneyseniz, çevredeki insanların ne dediği sizi derinden etkiliyor maalesef. Yaptığınız her işte sürekli bir “mükemmel olmalıyım” hissiyatı içine giriyorsunuz. Hatta çocuğunuzun başarısızlığını kendi başarısızlığınızmış gibi algılamaya başlıyorsunuz! Halbuki hiç bir alakası yok. Bu konuda yalnız olmadığımı bildiğim için özellikle üzerinde durma gereği hissediyorum. Konu tuvalet eğitimi veya konuşma hızı veya bambaşka birşey olabilir. Neticede her çocuğun kendini hazır hissettiği bir evre var ve bunun aksine davranmanın kimseye bir faydası yok. Fakat bizler, biz anneler (çünkü bu durum babalarda pek nüksetmiyor) başarısızlığa tahammül edemiyoruz, toplum tarafından eleştirilmek istemiyoruz, herşeyin içine eden “o” anne olmak istemiyoruz. Oysa ki herşeye yeniden başlayabilseydim, önce bir rahatlar sonra da çevremdeki tüm negatif yorumlara son derece zarif bir şekilde “Sktr git!” derdim.

Activities

Ezgi is engaging with the world around him in a much more observant way and I love watching him exploring something new. Last week it was all about caterpillars and spiders. However spiders made him very nervous but only for a while because he managed to overcome his fear. He is really loving all things typically boyish at the moment. Cars, dinosaurs, sticks and, of course, it goes without saying, all things muddy. I have to mention that he is way more daring now; jumping off our furniture from silly heights and I honestly have no idea where he gets all this energy from!

Ezgi outdoors

When he is not jumping around, you can find him drawing and painting. He loves his crayons and water color painting. And as a typical child, he is pretty obsessed with watching cartoons specially the Cars series. Oh and one final thing; he has a good sense of rhythm! He truly enjoys music and playing instruments especially drums.

Ezgi painting

Etkinlikler

Ezgi, çevresindeki pek çok şey ile biraz daha gözleme bağlı bir şekilde bağ kurabilen bir çocuk. Önce gözlemliyor ve sonra aksiyona geçiyor. Her yeni keşfinde yaşadığı heyecanı izlemekten de son derece keyif alıyorum. Geçtiğimiz hafta yuvada karıncalar ve örümcekleri keşfettiler. Karıncalarda herhangi bir problem yaşamasak da örümceklerden dolayı ciddi sıkıntı yaşadığımızı itiraf etmeliyim. Özellikle Eray’ın telkinleri sayesinde bu problemi aştığımızı söyleyebilirim. Ezgi şu anda tipik bir erkek çocuğu olarak arabaları, dinazorları, sopaları ve elbette ki çamurlu olan herşeyi çok seviyor.  Ayrıca yuvaya gitmesiyle birlikte kendine güveninin arttığını da söylemem gerek; koltuk tepelerinde gezinen küçük bir maymun görürseniz bilin ki o Ezgi’dir! Bunca enerjiyi nereden bulduğunu bir anlasam! (Ekmek olabilir mi acaba? :P)

Ezgi playing music

Evin içinde hoplayıp zıplamadığı anlarda, Ezgi’yi bir kağıdın başında resim yaparken bulmanız çok olasıdır. Boya kalemlerini özellikle de sulu boyalarını çok seven bir çocuk. Ve elbette her çocukta olduğu gibi çizgi filmlere de takık vaziyette, Cars serisinin 3 bölümünü de hatmetmiş olabiliriz. Son olarak, Ezgi’nin iyi bir kulağı ve bir ritm duygusu olduğunu da söyleyebilirim. Müzik dinlemeyi ve enstrümanları (özellikle bateri) çalmayı da çok seviyor.

Ezgi drawing

Tantrums

Life with kids quite often resemble an emotional rollercoaster. And we are no stranger to the occasional meltdown, are we? I mean, one minute we are happily playing with cars and the next he is face-planting the floor crying because I said no to something. If it’s indoors, I feel a little bit more comfortable. Not that it is easy but I can handle it quite perfectly. But when it’s a public one, when we are out, I feel extra helpless and deeply sorry because I don’t know what to do or what to say in such moments. It is so frustrating, so annoying and sooooo exhausting.

Ezgi starting a tantrum

Öfke nöbetleri

Çocukla hayat, genellikle duygusal gel-gitlerle dolu bir lunapark treni gibidir. Ara sıra yaşanan bu sinir krizlerine de gayet aşinayız, öyle değil mi? Bir bakıyorsunuz güzel güzel arabalarla oynuyor, harika! Fakat iki saniye sonra yere yapışmış bir şekilde ciyak ciyak ağlıyor. Neden? Çünkü neden olmasın! Ev içinde yaşanan bu tür öfke nöbetlerini genelde biraz daha rahat/sakin karşılayabiliyorum. Fakat eğer dışardaysak ve öfke patlamasının yavaştan geldiğini görmüşsem, ne yapacağımı şaşırıyorum. O anlarda kendimi o kadar çaresiz hissediyorum ki. Son derece moral bozucu, son derece sinir edici ve bir o kadar da yorucu bir şey o anlara maruz kalmak..

Ezgi watching cartoons

However, even in the most bitter moments with him, I feel so privileged to be his mother. In the end, he is just growing up way too fast.. 

Yine de – en kızgın olduğum anlarda dahi – onun annesi olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Çünkü günün sonunda, inanılmaz bir hızla büyüdüğünü biliyorum..

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

SaveSave

Bir Cevap Yazın