Bebekle yurtdışı tatili

Herkese merhaba! 21 Aralık’tan bu yana bomboş kalan blogumun bugünkü konusu Ezgi’yle birlikte geçirdiğimiz ilk yurtdışı tatilimiz. Mayıs ayında, Ezgi daha 10 aylıkken, ilk tatilimizi yapmıştık aslında. Ancak bu bir yaz tatiliydi ve gittiğimiz yer bir tatil köyüydü. Keşfedecek, gezecek ve buna göre planlamalar yapmamızı gerektirecek bir tatil değildi yani. Sadece 1 saatlik uçak yolculuğu gerektirdiği gibi katettiğimiz en uzun mesafe otel odasıyla plaj arasındaki 300 metre filandı.

Ezgi

Acaba yurtdışına gitsek nasıl olur sorusu aklımıza düşüp kurtlanmaya başladığımızda Eylül ayıydı ve Ezgi artık yürümeye başlamıştı. Destinasyonu belirlemede biraz vakit kaybettikten sonra Ulaş ve Esra’nın Kopenhag’da olmasını fırsat bilip rotamızı o yöne çevirmeye karar verdik. Zaman olarak dondurucu soğukları göze alıp Aralık’ın son haftasını seçtik. Christmas nedeniyle Ulaş’ın izinli olması bir avantajdı ve ben çok uzun süredir karlı bir yılbaşı hayal ediyordum. 8 derecelerde seyreden Kopenhag havasına karşılık İstanbul’da lapa lapa yağan kar yüzünden yaşadığım hayal kırıklığını siz tahmin edin 🙂

Copenhagen

Eray’ın bir gece önceden titizlikle hazırladığı bavulların birine iki yetişkinin, diğerine ise tek başına 18 aylık bir cücenin eşyalarını güç bela sığdırdığımızda, olur da bir gün yeniden yurtdışına çıkmaya karar verirsek kesinlikle kış aylarını tercih etmememiz gerektiği konusunda hemfikir olduk. Tarih 23 Aralık’ı gösterdiğinde 2 koca bavul, 1 sırt çantası, 1 puset ve içinde 13 kiloluk Ezgi’miz ile havalimanındaydık.

Orada geçireceğimiz zamandan çok 3.5 saatlik uçak yolculuğundan tedirgindim biraz. Hem gidiş hem de dönüşümüz Ezgi’nin öğle uykusuna denk geleceği için, uyuyabilecek mi veya kalkıp yürümek isteyecek mi, ne derece mızmızlık edecek bilemiyordum. Türk Hava Yolları’nın “iki koltuk arasında maksimum 3 karışlık mesafe” politikası ile Ezgi’nin yaşı itibariyle kucağımızda olması gerekliliği bir araya geldiğinde ayrı bir stres kaynağı oluştu. Allah halimize acımış olacak ki gidiş ve dönüşte uçak nispeten boştu ve biz 3 koltuğa yerleşme şansı yakaladık. Ezgi de uçağa binmemizin 15. dakikasında uyuyarak bize kıyak geçti.

Ezgi

Kopenhag’a indiğimiz güneşli bir hava karşıladı bizi. En uzun binanın 5 katlı olduğu, kalanının müstakil evlerden oluştuğu bir harikalar diyarının içinde etrafı izleye izleye eve vardığımızda öğlen olmuştu ve havanın kararmasına sadece 3 saat kalmıştı. Evet, Kopenhag’da güneş 08:30’da doğuyor ve 15:40 civarı batıyordu. Bu noktada da kışın kuzey ülkelerine seyahatin pek parlak bir fikir olmadığına kanaat getirdikten sonra ikinci acı haberi aldık; 24 Aralık’ta kutlanacak Christmas nedeniyle sonraki 4 gün boyunca tüm mağazalar, marketler, oyun parkları kapalı olacaktı.

Benim için Ezgi’yle yurtdışında olmanın ikinci tedirginlik unsuru beslenme konusuydu. İnek sütü alerjisi olduğu için peynir, yoğurt ve süt üçlüsünde keçi ürünleri bulmak zorundaydım. Ama bulamadım. Koskoca Danimarka’da keçi yoğurdu veya sütü yok! Peynir ise Türkiye’de alışık olduklarımızdan baya farklı olduğu için Ezgi yemedi. Tatilimizin 4. veya 5. gününde korkunç bir pişikle karşı karşıyaydık. Doktor önerisi ile saf Aloa Vera kullanmaya başladık. Sudokrem, Desitin ve benzeri pişik kremlerine oranla daha hızlı sonuç aldığımızı söylemem lazım.

Tatilimizi 12 gün gibi uzun bir süreye yaymamızın, hazır gitmişken kalmak dışında temel bir başka nedeni vardı. Ezgi ile hızlı hareket edemeyeceğimiz gerçeği. Aralık’ın son birkaç günü havanın ciddi derecede soğuması da hızımızı kesen etkenlerden biri oldu. Ve nitekim bazı günler es vererek evde vakit geçirdik. Bu sayede gün içinde hızla yitip giden enerji rezervlerimizi doldurma şansımız oldu.

Ezgi

Kopenhag dışında gittiğimiz şehirlerden biri de Roskilde idi. Her iki şehrin de bebekle hareket etmeye uygun olduğunu söylemeliyim. Hiçbir sorun yaşamadan pusetle gezindik, trene bindik, müze ve sergi gezdik, restoran ve cafelerde oturduk. Dünyanın en temiz alt değiştirme masalarını da bu memlekette gördüm diyebilirim. Anne babaların dükkanlara girip çıkarken bebeklerini pusetler içinde sokakta bırakmalarını ise bir Türk anası olarak kabullenemedim, herhangi bir mağazaya gireceğimiz zaman Eray ile dönüşümlü olarak nöbet tuttuk.

Endeş Ailesi

Danimarka tatilimizin Ezgi’ye en net katkısı, kendisinin muasır medeniyetler seviyesine yükselerek çatal ve kaşığını farklı yemekler için kullanmaya başlaması oldu 🙂

SaveSave

Comments 1

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.