İstanbul’da bayram tatili

İtiraf etmeliyim; bayram tatilinin dokuz gün olacağı açıklandığı an kalbim sıkışmaya başladı. Kısa zaman önce yaz tatilimizi yaptığımızdan, bayram için herhangi bir plan düşünmemiştik. Herkesin yurt içinde ve yurt dışında fink attığı günleri biz evde oturarak geçirecektik. Anlayacağınız tam bir dramdı.

İlk günü Eray’ın memleketinde geçirip, ikinci günü İstanbul’daki bayram tebriklerine ayırdık. Peki geriye kalan bunca gün ne yapacaktık? Allah yüzümüze gülmüş olacak ki birlikte tatile gittiğimiz arkadaşlarımız da bayram için plan yapmamıştı. İstanbul bomboştu ve biz yalnız değildik! Kendimize Burgaz Ada’dan Belgrad Ormanı’na uzanan bir rota çizdik. Araya normal şartlarda bebekle gezmenin pek de mümkün olamayacağı bir Karaköy turu da sıkıştırınca hiç de fena olmayan bir tatil planımız oluverdi.

İstanbul gerçekten de boştu; yüz binlerce insan göçebe kuşlar gibi başka diyarlara akın edince, İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna gitmek sadece 35 dakika sürdü. İşte o noktada gidenlerin geri gelmemesini yürekten diledik! Fakat, Burgaz Ada’ya gitmek üzere Bostancı vapur iskelesinde buluştuğumuzda anlık bir panik havası yaşamadık değil. Yüz binler geri mi dönmüştü? Bu ne kalabalıktı? Kafamızda deli sorularla motora binince, kalabalığın muhtelif adalara pay edildiğini görüp rahatladık. Burgaz Ada her zamanki gibi harika bir havayla karşıladı bizi.

Burgaz Ada

Ergün Pastanesi‘ndeki kahvaltımızdan yaklaşık 1 saat kadar sonra, kendimizi cebren ve hile ile davet ettirdiğimiz evin balkonuna yerleşmiştik bile. Nefis manzaraya nazır biralarımızı yudumlarken, pardon pardon bir saniye, ne birası?! Herkes kendi bebeğini uyutmanın derdine düştüğünden ve bu bebekler de eş zamanlı uyumadıklarından biralar içilemedi ve sohbetler de yamalı bohçaya döndü biraz.

Kerem ve Ezgi

Son uyku bükücü Ezgi’nin de uyanmasını takiben rotamız belliydi: Yasemin Restaurant. Alaçatı kadar olmasa da burada bir güzel düdüklenince, üzerine bir fincan da kahve içelim dedik ve adanın 3. dalga kahvecisi Four Letter Word‘e doğru yol aldık. Mekanı, kahvesini ve bilhassa da çikolatalı kurabiyesini çok sevdim.

Four Letter Word Cafe

Bayram rotamızın bir sonraki destinasyonu Karaköy’dü. Karaköy’ün artık pek de bir alametifarikası kalmadığını düşünenleriniz olabilir lakin bizim bu semte Ezgi ile birlikte ilk ziyaretimiz olduğundan mutluyduk. Acıkınca gözü dönen bir kocam (ve de oğlum) olduğundan yemek konusunda çok da seçici davranmadan ilk bulduğumuz yere oturduk. Mini burgerler konusunda başarılı olan Unter, ızgara enginar salatasıyla biraz üzdü.

Unter Karaköy

Kahve ve tatlı için gidilecek yer ise çok netti. Hem dekorasyonu, hem güler yüzlü çalışanları hem de nefis pastalarıyla Karaköy’deki başlıca durağım olan Dandin Bakery‘de uzun bir mola verip, bayram münasebetiyle çoktan heba olmuş diyeti boşverdik ve tatlılara gömüldük. Biz tatlılarımızı kemirirken, Ezgi’nin de hemen yan masamızdaki küçük insanla arkadaşlık kurması bir anne olarak beni pek mutlu etti (yaşasın! evladım sosyalleşiyor!)

Dandin Bakery

Son durağımız olan Belgrad Ormanı, Cumartesi günü gittiğimizden olsa gerek, kalabalıktı. Bir elimizde dünyanın en mütevazı kahvaltı sepeti, bir elimizde Safranbolu Fırını’ndan aldığımız simitlerimiz ile piknik alanına geçiş yaptığımızda kısa süreli bir şok yaşadık. Dört bir yanımız dev halılar, damacanalar, gigantik semaverler ve gözleme açan teyzeler ile sarılıydı. Hamaklar, baltalar ve salıncak yapmak üzere getirilmiş kolum kalınlığındaki halatlardan bahsetmiyorum bile. Ortamın yabancısı olduğumuz biraz belli olduğundan başımızı öne eğip, bulabildiğimiz ilk masaya sessizce oturduk. Ne zaman ki yukarı bakmak aklımıza geldi, işte bu muazzam manzara ile karşılaştık. Ağaçların gölgesinde, aradan süzülen güneşin ışığıyla belki de hayatımızın en garip ama en lezzetli kahvaltısını da böylelikle yapmış olduk.

Belgrad Ormanı

Yorumlar 1

Bir Cevap Yazın