Karaköy’den Kapalıçarşı’ya

Ekim ayının ilk gününü, havanın enfes serinliğinde kutlayalım planıyla rotamızı çizdik: Karaköy’de kahvaltı ve  Kapalıçarşı’da ufak bir turlama. Kadıköy’den hareketle, ufukta beliren Galata manzarasına karşı yavaş yavaş ilerlerken ülkenin gündemini, yeni anneliğin tecrübelerini, iş hayatının artısını eksisini uzun uzun konuşup niyatinde vapurla seyahat etmenin ne kadar da şahane olduğu konusunda hemfikir olduktan sonra kendimizi Unter‘de bulduk.

Unter’de harika çiçekler karşıladı bizi. Ekim ayının bu ilk gününe yaraşır mükellef bir kahvaltı sonrası ikinci tur kahve ve çaylarımızı yudumlarken içimdeki emaye aşkı yeniden kabarmıştı. Keşke kahveyi de bu emaye kupalarda servis etselerdi diye düşünmeden edemedim.

Unter

Unter

Unter

Unter

Kahvaltı sonrasında, üniversite yıllarında neredeyse ömrümü geçirdiğim tramvaya binip bir miktar geçmişi yaad ettikten sonra Beyazıt durağında indik ve Kapalıçarşı’nın uçsuz bucaksız sokaklarına daldık. Günün neredeyse her saati kalabalık olan ve turist akınından nasibini almış çarşının bir noktasında bu harika avluyla karşılaştık. Sakin, sessiz ve ışıklar altındaki bu avluda biraz soluklandık ve avlunun belli ki daimi misafiri olan bu sarman kediyle de biraz hoşbeş ettik.

KapalıÇarşı

Kapalıçarşı

Çemberlitaş’tan aşağı Eminönü’ne doğru inerken,  yılların ne kadar hızlı geçtiğini düşündüm. Ve sonra bana bugün eşlik eden arkadaşım Hilal’le kahvaltı masasında konuştuklarımız geldi aklıma: “Seni mutlu eden her neyse, onun peşinden git!”

Bir Cevap Yazın