Viyana’da 3 gün – Bölüm 1

Herkese merhaba! Geçtiğimiz hafta sonu ufak bir kaçamak yapıp, bu defa rotamızı Viyana’ya çevirdik. Tıpkı Paris seyahatimizde olduğu gibi bu tatili de 3 günle sınırlı tuttuk. Neden 3 gün derseniz; insan anne olunca, evladından ancak bu kadar süre ayrı kalabiliyor :)) Viyana’da geçirdiğimiz bu 3 gün boyunca neler yaptık ve neler yapamadık diye uzun uzun bahsedeceğimden, bu yazıyı sizlere iki ayrı bölümde sunmaya karar verdim.

Schlossgarten Belvedere

Viyana’da ilk gün

Pegasus’un sabah 09:30 uçağına yetişebilmek için erkenden yola çıkıyoruz. Sancaktepe civarında sisli havayı farkedince biraz panikliyoruz. Neyse ki korktuğumuz olmuyor, uçak rötar yapmadan yerel saat ile 11:10 gibi varıyor havalimanına. Viyana ile aramızdaki iki saatlik farktan dolayı çok anormal mutluyuz çünkü minik bir hata yapmışız; Avrupa’da mağazaların Pazar günleri kapalı olduğu gerçeğini hiiiiiç hesaba katmamışız 🙂

Havalimanında ilk işimiz koşa koşa CAT (City Airport Train) bulmak oluyor. Adam başı 19 euro verip biletlerimizi alıyoruz. Çünkü kur farkından haberimiz yok :)) İstifimizi bozmadan trene atlıyoruz ve Wien Mitte’ye doğru ilerliyoruz.

Wien Mitte’de neden bilmiyorum bir türlü bulamıyoruz yönümüzü. Karnımızın açlığından olsa gerek daha fazla dayanamayıp Über çağırıyoruz. Saat 14:00 olmuş bile! İlk durağımız otel oluyor. Aynaya dahi bakmadan kendimizi Viyana sokaklarına atıyoruz.

Cafe Jelinek

Otelden sonra ilk durağımız Cafe Jelinek oluyor. Menüye bakınca yiyecek pek birşey olmadığını farkediyor ve kalkıyoruz. Methini çok duyduğumuz bir cafe olduğu için vakit kaybetmeyelim diyoruz, “Yarın mutlaka uğrarız!.” (Bu konuya geri döneceğiz)

Mariahilf otelimize çok yakın. Başlıyoruz caddede gezinmeye. Eray’ın önderliğinde gittiğimiz yerin vejeteryan restoranı çıkmasıyla büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor, ancak açlığımıza daha fazla katlanamadığımızdan gördüğümüz ilk hamburgerciye dalıveriyoruz. Le Burger isimli bu restoran beklediğimizden çok daha iyi performans gösterince yüzümüz gülüyor. Lezzetli mi lezzetli patateslerlerimizi hamburgerlerimize katık ediyor, yanında biralarımızı yudumluyoruz. Bir sonraki durağımız Neubaugasse üzerindeki 2 km’lik bit pazarı; yani Naschmarkt.

Naschmarkt

Viyana’ya giden hemen herkesin “görmeden dönme sakın!” şeklinde salık verdiği Naschmarkt -yani bit pazarı- maalesef beklentilerimi karşılamıyor. Ucuza pek çok şey bulabileceğim fikrine kendimi o kadar hazırlamıştım ki bir tek kaseye 40 euro istediklerinde şoka girdim. Naschmarkt’a resmen küstüm. Yanınızda Almanca pazarlık edebilecek biri olmadıkça, bit pazarında mutluluğun resmini çizebilmeniz biraz zor görünüyor. (Çizemedi)

Naschmarkt'ta insanlar

Naschmarkt'ta incik boncuk

Bu arada Naschmarkt sadece bit pazarı değil, insanların meyve-sebze, et-peynir, hatta çiçek alışverişi için geldikleri bir yer. Valize koyabileceğimi bilsem şu harika çiçeklerden mutlaka almak isterdim 🙂

Naschmarkt çiçekleri

Naschmarkt'ta bir peynirci

Naschmarkt meyve sebze standı

Demel

Girişte bizi karşıyan dev yumurta ve şekerlemeler ile bir anda gönlümü fetheden Demel, Viyana’nın en ünlü pastanelerinden. İlk katta pastaların sergilendiği büyük bir vitrin ve hemen arkasında çeşitli tatlıların önceden paketlenerek sunulduğu ayrı bir alan var. Etrafa bakınırken, bir anda nerede olduğunuzu unutabiliyor ve kendinizi bir masal diyarında bulabiliyorsunuz.

Demel'de dev yumurta

Gelin görün ki herşeyi aynı güne sığdırma çabamız, “burayı da görmeden dönmeyelim” arzumuz ile birleşince yaklaşık 1 saat kadar dünyanın en uzun sırasında bekledik. Çünkü hedefimiz Demel’in bir üst katındaki masalarda oturabilmekti. Sabrın sonu selamet derler ya biz de uzuuun bir bekleyiş neticesinde nihayet Demel’in üst katındaki masamızdaydık.

Demel'de sıra beklerken

Bu arada Viyana mimarisi bir enterasan; ummadığınız derinlikte, devasa binalar var şehirde. Bu binaların da pencerelere çok çok uzakta olan köşeleri. Tahmin ettiğiniz üzere Demel de bunlardan biri. Bitmeyen kuyrukta beklediğimiz esnada, panik atak geçirmenin sınırlarında geziniyordum. Bir ara kulağıma ilişen “masanız hazır, buyrun” cümlesine ne derece sevindiğimi tahmin bile edemezsiniz.

Demel'de kahve keyfi

Viyana’da en çok sevdiğim şeylerden biri de umulmadık yerlerde umulmadık mekanlar keşfedebiliyor olmanız. Mesela pasajlar! Başkaca sokaklara açılan pek çok pasaj var Viyana’da. İçlerinde ise keşfedilecek nice dükkanlar. Tesadüfen girdiğimiz bu pasajda karşımıza çıkan bu dükkanın komplesini satın almak isterdim 🙂

Pasaj içinde

Pasaj içinde 2

Pasaj içinde 3

Pasaj içinde 4

Zum Weissen Rauchfangkehrer

Viyana listemde bulunmayan ancak Foursquare’deki güzel yorumlarına bakarak bulduğumuz Zum Weissen Rauchfangkehrer, fevkaladenin fevkindeydi. Her ne kadar adını telaffuz dahi edemesem de, dünyanın en kibar garsonu ve harika yemekleri ile olağanüstü güzel bir restorandı 🙂 Gerçekten yediğimiz herşey lezizdi ve verdiğimiz paranın karşılığını fazlasıyla aldık.

Zum Weissen Rauchfangkehrer

Yemek faslından sonra günün yorgunluğu ile otelimize geri döndük. Fakat aklımızda dev bir soru vardı: “Pazar günü ne yapacağız?”

Cevabı bir sonraki yazımda! 😉

PS: Son dönemde tüm enerjimi Creamfields Shop‘u açmak için kullandığımdan olsa gerek, blog tasarımında yaptığımız değişiklikleri haber veremedim sizlere 🙂 Bundan böyle yeni bir tema ile karşınızdayım, dilerim beğenirsiniz! 🙂

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.